You can not stop the waves in your life but you can surf -Swami Satchidananda
(Hayatındaki iniş ve çıkışları engelleyemezsin ama arasında akabilirsin.)
Bu cümle gibi bugün biraz içimdeki ruh halimin içinde akacağım :
Kendimi dinlediğim, eğitim sürecine adandığım ve yakınımdakilerle elimden geldiğince iletişim kurduğum yalnız dünyamdayım… Yalnızlığım etrafımda birçok sevenim olduğunun farkındalığı içinde biliçli bir yalnızlık. Bugün çok eski bir dost ile telefonda konuşurken, beni etkileyen bir cümle kullandı. Yalnız insan, kendini sevmeyen insandır. Eğer kendi kendimizle dost olabiliyor ve yalnızlığımızın içinde paylaşımlar ile çoğalabiliyorsak ne mutlu bize.
Geçenlerde yoga yaparken şöyle bir his belirdi içimde. Benim beden dediğim sınırım hava ile karışıyor, benim beden dediğim sınırım yerle karışıyor. Ve adeta mesela savasana pozunda beden ve yerin sınırı öyle bir iç içe giriyor ki aradaki sınır çok geçişken ve değişken bir şekilde birbirine karışıyor. O sınırsızlık ve boşluk ihtimalini çok derinden hissettim. O hissetiğimi ise sonrasında tanımlamaya ve anlamaya çalışıyor bugünkü zihnim…Herşey bir titreşimden oluşuyor. Hatta geçenlerde bir yogini arkadaşım yapılan bir araştırmayı gönderdi. Güneş titreşimlerinin sesi… Meraklısına dinleyin.. Özellikle ben ilkinde bariz “AUM” mantrasını duyuyorum. Varoluşun titreşimi ve sesi. (http://www.telegraph.co.uk/science/space/7840201/Music-of-the-sun-recorded-by-scientists.html)
Hüznüm var içimde. Doğru kelimeler ve cümleler ile tam olarak nasıl ifade edebilirim bilmiyorum. Godfrey geliyor böyle zamanlarda aklıma. 2010 senesinde 5 hafta kaldığım kampında bir gün kendisine bir soru yöneltmiştim. “Elimde değil olayları anlıyorum, görüyorum ve çok derin bir üzüntü çekiyorum.” demiştim. Ve o da öyle bilge bir cevap vermişti ki : “Daha fazla üzüntü çekmiyorsun, sadece zaten varolan üzüntünün farkına varıyorsun”. Nedense bu tek bir cümle benim için yeterli idi. Ve üzüntümün içinde rahatladım. Üzüntümün içine teslim oldum. Böyle yaşıyorum bugünlerde. Kalıyorum.
Modern dünyada bir sürü kaçış yöntemi var acıdan. Ve kaçtıkça o acı ızdıraba dönüşüyor. Hep su yüzeyine vurma isteği ile. Hatta yoganın dahi bir kaçış yöntemi olduğunu düşünüyorum kimi zaman. Eğer kişi hazır değilse ne yapsın onu da düşünmek lazım o başka mesele. Uyuşturucu, ilaçlar, alkol, hipnoz etkisi yapan televizyon…Geçenlerde bir yogini ile aramda şöyle bir konuşma geçti. “Niye yoga yaparken belli bir tarzı daha çok seviyorsun?” diye sordum. Bana verdiği cevap: “Çünkü hiç durma yok, fiziksel olarak hep hareket ediyor,durup düşünecek ve bakıcak, hissedecek vaktim olmuyor”. Ya da ben böyle algıladım. Peki yoga da acaba bir kaçış olabilir mi kimi zaman? sizce ?
Nasıl ki yoga matimiz kendimizi tüm katmaları ile, fiziksel bedenimizi, duygusal bedenimizi ve düşünsel bedenimizi tüm çıplaklığı ile deneyimlediğimiz bir laboratuar, yazı yazmak da benim için böyle bir deneyim çoğu zaman. Bir ayna kendime tuttuğum. İçimi döktüğüm. Ve bugünkü yazım böyle bir ruh halinden çıkıyor. Nasıl ki yoga matinin üstünde gerginliğimiz bir gözyaşı ile kendini akıtırsa, yazı da böyle bir arınma yolu benim için kimi kimi…
Geçenlerde, 6 aylığına başka bir ülkeye giden bir arkadaşımızı uğurlamak için bir kafede toplanıldı. Birçok tanıdık. Kiminle gözgöze gelsem orda o teması hissedemedim. Gözler hep uzaklara bakıyordu. Ve o sırada eski can dostum geldi bana bir sarıldı. O kocaman cüssesi içinde kalp atışlarını hissettim. Can atışları. Ve bir refleks gözümden yaşlar süzüldü. Hem güldüm, hem ağladım. O da aynı şekilde beni kucaklamaya devam etti. Bana çok duyduğum Amma’yı (kucak veren anne – hugging mother –www.amma.org) hatırlattı. Ne iyi geldi o dokunuş, o hassasiyet ve kırılganlık içinde gözyaşları.
Bugün böyle bir ruh halindeyim.
Yazımı geçenlerde okuduğum bir hikaye ile bitireceğim. Bir müzisyen Buddha’ya sorar : “Telli çalgımın akorunu nasıl yapıcağım?” Buddha cevap verir : “Ne çok sıkı, ne çok gevşek” Bu çok sevdiğim kısa hikayeyi hocam Cyndi Lee’den çok duydum.
Cevap bulmaktan ziyade, soru sormayı ve o soruların cevapsızlığı içinde kalmayı tercih ettiğim bir dönemdeyim. Ve aslında özün o soruların cevabını zihinsel olarak değil, içsel olarak bildiğine inandığım bir yerdeyim. Yaşamayı ve yaşayarak deneyimlemeyi tercih ettiğim bir dönem. Tıpkı yoga matinin üstünde olduğu gibi…
Sevgiyle kalın.
Mey
www.meyelbi.com



