Category: Kişisel

Beautiful Hands

“This is the kind of Friend you are,
without making me realize
my soul’s anguished history,
you slip into my house at night,
and while I am sleeping,
You silently carry off,
All my suffering and sordid past,
In your beautiful
Hands ”

Hafiz

1 Yorum

Be as you are

The mind is a desert, she tells us, full of questions. The heart is a garden full of answers. And our true being is beyond both. In that complete state of innocence there are no questions and no answers, no concepts, no words.

We can monitor our progress toward the garden by how we feel. Are we more quiet, more calm? Or more agitatied and distraught? As we practice the language of silence, we can be assured that the knowledge we gain is a gift to all.

Shri Brahmananda says it so simply. According to Joan, he would often inscribe a book with the words “Be as you are.” What could be more achievable? What a relief to know that we are already that which we seek to be.

Yorum yaz

Dışarda çadırda uyumak en büyük keyif !

Bugün sabah yoga yapmaya gittiğimiz çadırda saati gösteren saate baktım. Saat 7.11′ i gösteriyordu ve 6 dereceydi. Çok çok soğuktu. Ve üstümde kat kat kıyafetlerimle beraber yoga matiminde üstunde yerimi aldım. Ve uygulama yaptıkça güneşin belirmesi ve uygulamanın etkisi ile gittikçe üstümdeki katlar çıkarılmaya başlandı.

Burdaki en büyük keyiflerimden biri dışarda çadırda uyumak. Her akşam çadırıma girmeden şöyle kısa da olsa bir gökyüzüne başımı çeviriyorum. Bulutlu değilse ki nadir bulutlu oldu – binbir yıldız hatta samanyolu o kadar berrak gözüküyor ki gözlere tam bir şenlik. Daha sonra çadırıma giriyorum mumlarımı yakıyorum ve uykuya doğru hazırlanıyorum. Her ne kadar soğuk bile olsa akşamları, soğuktan korunmanın yollarını buldum. Yünlü şapkamı kafama geçiriyorum, uyku tulumumun içine giriyorum ve üstüme tam 5 kat çarşaf ve yorgan katlıyorum ve oluşan bu katmanların içine kıvrılıyorum. Dışarda doğanın binbir çeşit sesini dinleyerek, soğuğa teslim oluyorum. Hangi sesler yok ki: baykuş sesleri, bilumum ismini bilmediğim böcek ve kuş sesleri arasında uyku alemine süzülüyorum. Pek sevdim dışarda doğa içinde uyumayı. Ve tek istediğim daha da soğumasın ki burdan ayrılana kadar dışarda uyuyabileyim. İçerdeki odalara geçmek durumunda kalmayayım. Bu lüksün – dışarda uyuma lüksünün- sonuna kadar tadına varayım gidene kadar….

Yorum yaz

Angouleme günleri

Bir boş günümüz daha…Çok kısa da olsa yazmak için kendime bir zaman buldum. Dün akşam geldiğimden beri ilk defa çok rahatsız uyudum. İlk önce çadırım içindeki kocaman örümcek ile yakından bir dialoğa girdim. Tek bildiğim onu öldürmek istemiyordum ama beraberde uyumak istemiyordum. Tek çare bir yolunu bulup onu dışarı çıkarmaktı. Bir bardak buldum bu arada örümcek sayısı iki olmuştu ve ikisini birden yakalayıp öyle bir hızla dışarıya attım ki bardağı kendi korkuma şaşırdım. Sonra düşündüğüm örümcekler oldu herhalde onlar benden daha çok korkmuştu: Düşünsenize gecenin bilmem kaçında kocaman dev bir insan- onlara göre- onları yakalamaya çalışıyor. Neyse uykum bir türü gelmiyordu sonunda kitap okumaya karar kıldım. Çadırımın içinde küçüçük fener ışığında Svagito’nun Zen Terapisini elime aldım. ( Buraya İstanbulda bir türlü okuyamadığım birkaç kitap getirmiştim onlardan biri de Zen Terapi ama her zamanki gibi çok fazla kitap taşımışım eğitim saatleri o kadar yoğunki çok boş vaktimiz kalmıyor kendimize ) En nihayetinde uyudum. 4 gibi yine kalktım. Niye bu kadar rahatsız bir uyku çok mu sıcak ne diye düşünürken saat 6 gibi yine uyandım bu sefer toiletim geldi (burda en zor iş sabaha karşı toiletinin gelip çadırdan dışarı çıkıp soğukta çiş yapmak. Sonra bir daha uyuyamadım. Ve genelde sabah kalkınca bilgisayarımı açmıyorum ama birşey dürttü hadi dedim kendime maillerine bak, facebook’ a gir.Ve o kadar mutlu eden bir haber aldım ki hala olmuşum dün akşam. Ağabeyimin küçük kızı Sophie dışarıya, hayata gözlerini açmış. Çok mutlu oldum ve bu mutlulukla enerji doldum. Belki de o yüzden dün gece uyamadım bilinmez ben böyle düşünmek istedim.

Bu sabah kendi uygulamaması yaptık. 7 gibi çadırdaydım. ilk önce astım için iyi gelen bir poza girdim. ( Olivia’nın gösterdiği ve sandalye kullanarak yapılan bir poz çiğerlerinin açılmasını sağlayan bir poz ) Ve sonrasında pranayama yaklaşık 1 saat ve sonrasında kendi uygulamamız. Ve uygulama yaparken zihnim araya girip şunu yap bunu yap diye arasıra komutlar vermeye çalışsa bile olabildiğince zihnimi bedenim içindeki hislere yöneltip hislerimin beni yönlendirmesini ön plana çıkardım. Zihnim ordaydı ama karışmaması için bir farkındalık geliştirdim ve en güzeli sanıyorum bir süre sonra artık bunları düşünmüyor oldum ve kendimi bırakabildim akışa. Ve o akış sırasında nefes de doğal kendi ritminde akmaya başlıyor. Beden nerde nasıl nefes alması gerektiğini biliyor zaten. Bazen daha sık, bazen daha çok, bazen daha az. Devamlı müdahele eden ya alışkanlıktan ya da kontrol etmek isteyen zihni biraz da olsun bırakabilince beden kendisi zaten neyin olması gerektiğini çok iyi biliyor. Ve yaptığımız bütün yoga kendi gerçek tabiatımıza daha hassas olmamız için var. Bu hassasiyet içinde, beden ve zihnin aslında ayrılmaz bütünlüğüne, beden parçalarının ayrılmaz bütünlüğüne, ve aslında bütün yaratılıştaki ayrılmaz- bölünmez bütünlüğe tanık olmaya başlıyorsun. Yaklaşık 4 saat 15 dakka sonra yarım saatlik savasanadan sonra Godfrey T.S Eliot’un “the four quartets”‘nı okudu. (http://www.tristan.icom43.net/quartets ) Vaktiniz varsa lütfen okuyun ve çoğunu anlamadıysam bile sanıyorum bir yerlerde bilinçaltıma birşeyler işlendi. Ders 12.15 gibi bitince hissettiğim şöyle birşey oldu. Zanki zihin devre dışı kalınca, geçmiş, gelecek, geçmişten gelen koşullandırılmalar, anılar vb. ve gelecek korkusu, kaygıları gidince, o anlık içindeki ansızlıkta hissettiğim hafiflik ve boşlukta, içimde olan kocaman bir sevgiydi. Ve ders sonrası gözlerimi açtığımda orda kaldım gidip birşey yapmak istiyordum. Sonunda cesaretimi toplayıp Godfrey’e gidip sarıldım ve yanaklarından öptüm. Başka ne yapabilirdim bilmiyorum. Sözler zaten sığ kalıyor sadece bir küçük öpücük…

Godfrey bugünlerde ” Godfrey biliyormusun yaptığımız yogaya dinamik yoga dışında hipnoz yogası adını koymak istiyorum” demek istiyorum. Gerçekten derslerde Godfreynin yönlendirme yaptığı derslerde, sık sık biliyorum uyumuyorum çünkü bedenim hareket ediyor, ama sanki zihnim devre dışı kalıyor ve sanki bilinçaltım biliçüstüne çıkıyor. Godfrey meditatif bir hal içinde bilinçaltını, karanlıkta kalmış yerleri bilinçüstüne, ışığa çıkarmakta bir usta. Ve daha birçok yönden bir usta. Hayatın ve kozmosun hücresel boyutta bileşimini o kadar hissederek çözümlemişki ve bunu o kadar yalın ve açık bir dille aktarıyor ki ders esnasında zamanın donmasını diliyorum bazen.

Artık hocalık eğitiminin 6 günü geride kaldı. Daha 14 günümüz var. Günler yoga çadırında geçiyor. Ama hiç sıkılmadan. Dolu dolu. Herşeyi yeniden sil baştan öğreniyor hissi ile. Adeta burdaki günlerimde yoga ve hayatla olan anlayışımın ve bağımın köklendiğini ve derinleştiğini hücrelerimde hissediyorum.

Şimdi gitmem gerekiyor. Çok tatlı Lucy’e doğumgünü hediyesi thai masajı yapmaya gidiyorum. Çok şey var yazmak istediğim bugünlük bu kadar olsun…

Bol yogalı günler…..
Sevgi ile kalın…

Yorum yaz

Başlangıç Zihni

Burdaki günler çabuk geçmeye başladı. Artık hocalık eğitimi başladı. Herşeyi sil baştan yeniden öğreniyorum gibi hissediyorum, ve eski alışkanliklarımı hissetmek ve yeniden kendimi o ilkliğe davet etmek hem bazen zor hem de bir o kadar rahatlatıcı ve özgürleştirici bir deneyim…Akşamları meditasyon ve sessizliği de artık günlerimize ekledik.. Günler çok çabuk geçiyor gibi geliyor: Hislerimizle başbaşa kalaraktan… Ve bütün bunların içinde bütünlüğü dinlemeye tanık olaraktan… Küçükken hep bir şarkı mırıldanırdım fransızca: “J’ai confience en vie, hayata guveniyorum”diye. Belki bunu söylemeye bile gerek yok,çünkü telafuz ederken bile bir soru işareti var, sadece hissetmek ve o hissettiğine güvenmek ve bilinmeyene izin vermek…

Yorum yaz